Genç Bakış için her hafta farklı bir üniversiteye gidiyoruz ve her program öncesinde de farklı konularda sohbet edip görüşlerini alıyoruz...

Bu hafta Gaziantep’te Gazikent Üniversitesi’ndeydik. Söz dönüp dolaşıp evliliğe gelince, kariyer mi yoksa evlilik mi sorusunu kendilerine yönelttik.

Evlilik diyenler çok azınlıkta kaldı, hem evlilik hem de kariyer diyenler daha fazlaydı. Ama büyük çoğunluk ille de kariyer diyenlerdi.

Gerekçelerini sorduk. İyi bir kariyer olmadan para, para olmadan da mutluluk olmuyor noktasına geldiler.
Bu noktada program konuğumuz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin devreye girdi. Kendi hayatından örnekler verdi. Kariyer ve evliliğin başarıyla bir arada yürütülebileceğini anlatsa da, onlar bildiklerini okumaya devam ettiler...


Erkeklerin rolü?
Özellikle kız öğrenciler kariyer konusunda çok iddialılar. Ama bu zorlu süreçte, kendilerine haksızlık yapıldığı görüşündeler. Örnekler de verdiler.

Doğan her iki çocuktan birisi kız, aynı şekilde üniversiteye kazanıp mezun olanların yarıya yakını da yine kızlardan oluşuyor. Ama iş en tepe görevlere gelince, kızların önü kesiliyor dediler. Fazla uzağa gitmeye de gerek yok deyip, Bakan Şahin’e, Bakanlar Kurulu’nda, Mecliste kaç kadının bulunduğunu, kız-erkek asistan sayılarının birbirine yakın olmasına karşın rektörlerden kaçının kadın olduğunu sordular.

Rakamlar çok düşük olduğu için tabii ki söylenecek söz bulunulamadı. Ama şu soru da havada kaldı: Kadınların kariyer yapmalarının önündeki en büyük engel, erkeklerin önlerini tıkaması mı yoksa kariyer yolculuğunun bir yerinde kendilerinin mi bu yarışı terk ettikleri?

Erkek öğrencilere göre, kızların önlerini tıkama söz konusu değil, yarışı çeşitli nedenlerle bırakan kendileri. Kızlardan bir bölümü bu görüşe karşı çıksa da, bazıları hak vermedi değil...


Onlarsız olmaz
Kadınların hayatın bir parçası olmadığı ve üretime katılmadığı bir ülkede ne kalkınma olur ne de çağdaşlaşma. Ama ülkemizin açısından sevindirici gelişmeler var. Öğrenim gören kız öğrenci sayısı da, çalışan kadınlarımızın oranı da sürekli artıyor. Ekonomideki canlılığın en önemli lokomotiflerinden birisi de onlar. İşte bu yüzden hiçbir şekilde onların küstürülmemesi gerekiyor...

Onlara yönelik pozitif ayrımcılık bir süre daha artan bir şekilde devam etmeli. Ama incitici ve istismar edici noktalara da gelmemelidir...


Dinçer ekranı sevdi
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer televizyon ekranından seslenmeyi sevdi. Hemen her gün ekranlarda. Bugün de sabah, akşam iki farklı kanalda, yaptıklarını anlatacak. Sorular aynı olunca, sohbetler de aynı oluyor. Eğitimin temel problemleri yerine güncel popüler konular konuşuluyor. Öğrenci, öğretmen ve velilerden direk soru alınmadığı için de zaman zaman icraatın içine dönüşüyor.

Bakan Bey’in öğrenci ve öğretmenlerin karşısına çıkma zamanı geldi de geçiyor. Kameralar karşısında olmasa da, herkesin rahatlıkla görüşlerini ortaya koyacağı toplantılar, hem tarafların rahatlamasına hem de Bakan Bey’in eğitim temel sorunları konusunda daha doğru bilgilenmesine ortam hazırlayacaktır.
Gelen tepkiler, Bakan Bey’in çıktığı programlarda, kendi sorularına hiç cevap vermediği yönünde.

Bizden hatırlatması!..

Peki, Bakan Bey’in bu televizyon atağı işe yarıyor mu? İmajına katkıda bulunuyor mu? Evet demek zor. Keşke hiç çıkmasa diyenler çoğunlukta. Ya da ille de çıkıyorsa yeni şeyler söylesin diyorlar. Bu konuda kurmayları kadar, program yapımcısı arkadaşlara da büyük görevler düşüyor. Oturup biraz ders çalışmaları iyi olur. Eğitimi tartışmak, siyaset gibi değil. Geneli bırakıp özele girmeden olmaz. Bakan ne söylüyorsa onları değil, izleyici ne bekliyorsa o soruların cevabı aranmalıdır. Ayrıca, söylenenleri sorgulamak ve inandırıcılığını izleyici bazında da değerlendirmek gerekir...

Özetin özeti: Ekran iyi kullanıldığında müthiş avantajlar sağlıyor ama iyi değerlendirilemediğinde işleri daha da zora sokabiliyor!..


Milliyet

[email protected]