Kognitif Gelişim Teorileri

   
  

İletişim


 05xx xxx xx xx


vbnetron


[email protected]

×

Kognitif Gelişim Teorileri

  • #1
    Ayşe Turan BAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.Şubat.2009
    Yer
    Türkiye'nin kalbinden
    Mesajlar
    12,566
    @Ayşe Turan BAL


    Kognitif Gelişim Teorileri





    Dr. Özgür YORBIK

    Basitçe, biliş (kognition) bilme becerisidir; bilgi edinme ve bilgiyi kullanma becerisidir. Dikkat, bilgi işleme, sezgi, bellek, beceriler ve diğer bir çok yetiyi içerir. Kognitive gelişimsel psikoloji yaşam boyunca aklın, tecrübeleri yapılandırılmış bilgiye nasıl dönüştürdüğünü-organize etttiğini- ve bilgi yapılarının, aklı sırasıyla nasıl organize ve reorganize ettiğini araştırır.

    Bazı yazarlar bilişi “yüksek mental işlevler” olarak düşünür. Buradaki odaklanma, mental içerikten (bilgi) çok mental işlevlerdir (düşünme). Bazı filozof ve yazarlar ise bilişi niyet (intentionality) gösteren herhangi bir mental işlem olarak tanımlarlar. Niyet, akılların özgül özelliğidir. İnançlar, hatıralar, amaçlar, arzular, beklentiler v.b.’nin tümü niyet içerir. Bilgi işleme sistemine dahil edilen bilgi ya da işlenen bilgi herhangi bir şey olabilir. Bu sistem tasarımsal (representationally) olarak işlev görür; bu sistemdeki işlemler ve durumlar (states) niyetle ilgilidir (amaçlıdır, intentionality). Oysa ne hissettiklerimizin ne de aksiyonlarımızın niyetle ilgili olması gerekmez. Piaget’e göre biliş yapıdır, affekt ise enerjidir. (dümen/yapı biliş; enerjisi ise affekt). Biliş algıdan işlemleme zamanı ile ayırt edilebilir; duyu (sensation) ve affekten niyet ile ayırt edilir.

    Öğrenmenin üç şekli (davranış değişikliğinin temelleri) bir davranışın nasıl geliştiğini anlamamıza yardımcı olur. Üç öğrenme tipi: 1-Klasik şartlanma (Classical Conditioning); 2- Açık Şartlanma (Operant Conditioning); Gözlemsel Öğrenme (Observational Learning)’tir.

    Klasik Şartlanma (Classical Conditioning)

    Rus psikolog Ivan Pavlov (1849-1936)’un etkisiyle oluşmuş bir teoridir. Pavlov köpeklerin yemeği görmeden, sadece yiyeceğin hazırlanması duyması ile salya artışını fark etmiş ve bundan yola çıkarak, ses ya da görüntü gibi uyaranlarla, laboratuar koşullarda salya artışı gibi refleks tepkilerin oluşturulabileceğini göstermiştir. Pavlov, birkaç kez zilin çalmasından sonra köpeğe yiyeceğin verilmesi durumunda, sadece zilin çalınmasıyla köpeğin salyasının aktığını göstermiştir. Burada, salya akması yiyeceğe bağlı olarak çıkan şartsız/koşulsuz yanıt (unconditioned response) ‘dir. Yiyecek ise şartsız/koşulsuz uyaran (Unconditioned Stimulus)’dır. Zilin çalmasının başlangıçta salivasyon üzerine etkisi yoktur ve nötral stimulus olarak adlandırılır. Bununla beraber zil sesi birkaç kez yiyecekten önce verilirse, ses kendi başına salivasyon meydana getirebilir. Bu durumda zil şartlı stimulus (conditioned stimulus) ve salya şartlı/koşullu yanıt (conditioned response) adını alır.

    Klasik koşullanma organizmanın açıkça çok az kontrol edebildiği, refleks ve otonomik yanıtlarla uğraşır. Günümüzde çok az kişi klasik koşullanmanın düşünce ve dil gelişiminde merkezi rol oynadığını düşünmektedir. Bununla birlikte özgül emosyonların özgül bir durumla nasıl meydana gelebileceğini açıklayabilir (fobilerin gelişiminde olduğu gibi).

    Gerçek bir tehlike öncesinde öğrenme ya da şartlanma olmaksızın korku yaratabilir. Bu korku öğrenme ve şartlanma olmaksızın oluştuğundan, bu tehlikeli durum şartsız stimulus (unconditioned stimulus, UCS), reaksiyona (ya da korkuya) ise şartsız korku (unkonditioned fear) adı verilir. Bunlar doğal olarak oluşurlar. Bir nötral stimulus kendiliğinden yanıt oluşturmaz, ancak bir tehlikeli durumla tekrar edici bir tarzda birlikte ise şartlı stimulus (conditioned stimulus, CS) olur ve tek başına UCR’ ye, korkuya, neden olur. Nötral bir durum korku üretme kapasitesine eriştiğinde buna şartlı yanıt (conditioned response, CR) adı verilir. Nötral stimulus (Jaws’ın müziği), tehlikeli durumlarla izletilir ve bu müzik korku üretme kapasitesine erişebilir. Klasik koşullanmada nötral bir stimulus, koşullanma ile refleks ya da korku davranışıma neden olmaktadır.

    Jones (1924)’te CS ve CR oluştuktan sonra, tedrici olarak olumlu reaksiyonlarla korku objesi birlikte verilirse, sistematik olarak koşulsuzlanmanın (deconditioned) meydana gelebileceğini göstermiştir.

    Joseph Wolpe (1958) kedilerde, deneysel nörosis adını verdiği, davranışlarda değişiklik, irriabilite, ajitasyon gibi insandaki anksiyete benzeri belirtilerin, kedilerin tedrici olarak söz konusu duruma maruz bırakıldıklarında ve bu hayvanların diğer aktivitelere cesaretlendirildiklerinde (ör. oyun, yemek yeme gibi) uyarılma durumunun azaldığını gözlemiştir. Buradan anksiyetenin tedrici olarak sistematik desensitizasyonla ortadan kaldırılabileceğini ileri sürmüştür. Wolpe, hastalarında ayrıca korku yaratıcı durumlarda relaksasyonu da önermiştir.



    Edimsel Şartlanma (Operant Conditioning)

    Öğrenmenin diğer bir teorisi, refleks yanıtların değil, gelişen yeni davranışın sonuçlarının etkisi üzerinde durur. Yani ödül ya da ceza ile davranışın pekişmesi ya da azalması. Açık şartlanmaya göre ödüllendirilen yanıtlar, doyurucu sonuçlarla birlikte ise, gelecekte tekrar etme olasılığı artar. Ödüllendirilmeyen yanıtlar, doyurucu sonuçlarla birlikte değilse, gelecekte tekrar etme olasılığı azalır. Edward Thorndike (1874-1949) kedilerle yaptığı çalışmalarda davranışlarının ödüllendirilmesi ile kedilerin puzzle kutusundan daha çabuk çıktığını, öğrenmenin arttığını göstermiştir. Thorndike, yaptığı çalışmalarla davranışların yasalarını, prensiplerini formüle etmeye çalışmıştır, en önemlisi Etki Yasasıdır (Law of Effect), buna göre bir davranışı izleyen sonuçlar öğrenmeye yardım eder.

    BF Skinner, bir çok davranışın, refleks yanıtlarla değil spontan olarak oluştuğunu ve birincil olarak sonuçları tarafından kontrol edildiğini ileri sürmüştür. Skinner sonuçları tarafından kontrol edilen bu davranışları, edimler (operants) olarak tanımlamıştır. Günlük edimlerimiz, gülme, yürüme, konuşma gibi bir çok davranışımızın sonuçlarından etkilenir.

    Skinner (1938), edimsel davranışın nasıl geliştiğini ya da değişikliğe uğradığını göstermek için dört prensip ileri sürmüştür:

    (a) Ödüllendirme/Pekiştirme (Reinforcement)

    (b) Cezalandırma (Punishment)

    (c) Söndürme (Extinction)

    (d) Uyaran kontrolü (Stimulus Control)



    Ödüllendirme ile gelecekte aynı davranışın tekrarlanma olasılığı artar. İnsan davranışları çok çeşitlidir ve sonuçları da çok çeşitli olabilir. Söz konusu davranış uzun bir sürenin birikimi sonucunda şekillenmiş (shaping) olabilir.

    Olumsuz ödüllendirme (negative reinforcement), cezalandırma ile aynı anlamda kullanılmaz, olumsuz, hoş olmayan bir davranış ortadan kaldırılırsa, davranışın gelecekte artma olasılığını tanımlar. Örneğin ders çalışmak için, kibarca, arkadaşınıza TV’nin sesini (olumsuz (aversive) uyaran) kısmasını istediniz ve o da sesini kıstı; istediğiniz bir şey olduğu için gelecekte kibar şekilde isteme olasılığınız artacaktır. Olumsuz ödüllendirme ile ilişkili olan ancak farklı anlamları olan iki kavram vardır: çekinme/kaçınma (avoidance) yanıtı; kaçama (escape) yanıtı. Örneğin sınıf arkadaşları tarafından sürekli alay edilen bir çocuk, arkadaşlarıyla iletişime girmekten kaçınabilir ve kendisi için hoş olmayan böyle durumlardan kaçar. Gerçekte, arkadaş iletişimine girmeme, anksiyetenin azalması ile birlikte olabilir; kaçınma yanıtı istenmeyen ya da olumsuz (aversive) emosyonları önler, ancak sosyalizasyondaki azalma ise istenmeyen bir etkidir.

    Cezalandırma ile istenmeyen davranışın tekrarlama olasılığı azalır.
    Söndürme (extinction), daha önce ödüllendirilen bir olayın artık ödül almamasıyla, tekrar etme olasılığının azalmasıdır. Örneğin anne daha önce çocuğunun susması için verdiği kurabiyeyi (bir yerde çocuğunu ödüllendirme amacıyla kullandığı kurabiyeyi) çocuğa verilmemesi ile öfke patlamalarında azalmanın olması. Pekiştirici/ödüllendirici eylemin ortadan kalkması, istenmeyen davranışı azaltabilir.

    Uyaran kontrolü (stimulus control), bir uyaranın varlığında yanıtın ödüllendirilmesi (pekiştirilmesi), ancak başka bir uyaranın varlığında ise ödüllendirilme (pekiştirilmenin) olmamasıdır. Böyle durumda ilk uyaran olduğunda gelecekte yanıt sıklığı artar, ancak ikinci uyaran olduğunda ise azalır.

    Model Alarak (Gözlemleyerek) Öğrenme (Observational Learning)

    Gözlemleyerek öğrenme, yada model alma (modelling), davranışların, başkaların davranışlarını gözleyerek öğrenilmesinin tanımlar. Sosyal öğrenme teorisinde (sosyal bilişsel teori olarak da adlandırılır) model alma en önemli etkendir. Bu teori, davranışın hem dışsal uyaranlardan hem de içsel bilişsel süreçlerden etkilendiğini ileri sürer. Sosyal öğrenme teorisi neden sonuç tipi ilişkiyi biraz daha genişletir. Bandura’ya (1977) göre öğrenme davranışını üç tip düzenleyici süreç yönetmektedir:

    (a) Uyaran-yanıt olayının çiftleşmesi/birlikte olması (paired stimulus-response events) (klasik koşullanmada olduğu gibi)

    (b) Çevresel sonuçlar (edimsel koşullanmada olduğu gibi)

    (c) Sembolik bilişsel işlemler

    Üç bileşenden en önemlisi sembolik bilişsel işlemlerdir, özellikle de gözlemleyerek öğrenmeyi içerenidir, sosyal öğrenme teorisinin de en önemli özelliği budur. Örneğin arkadaşının güzel konuştuğu için ödüllendirildiğini gören çocukta bu şekilde konuşmaya çalışır. Sosyal ortam davranışın gözlenmesi ve taklit edilmesi için uygun ortam meydana getirir.
    Konu Ayşe Turan BAL tarafından (07.Mart.2009 Saat 17:38 ) değiştirilmiştir. Sebep: düzenleme

  • #2
    Ayşe Turan BAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.Şubat.2009
    Yer
    Türkiye'nin kalbinden
    Mesajlar
    12,566
    @Ayşe Turan BAL






    GELİŞİM
    Gelişim terimi bir sistemin yapısal ve işlevsel karmaşıklığının belli bir sıra içinde artmasını tanımlar. Yapılar (structures) söz konusu olan herhangi bir davranışın organizasyonel özelliklerinden çıkarılır, bu organizasyonal özelliklerin sistematik olarak yaş ile değiştiği düşünülmektedir. Heinz Weller (1948) gelişimi differansiasyon ve integrasyonun (ya da koordinasyonun) değişimi olduğunu ileri sürmüştür.

    Algılar ve semboller içselleştirilir; mental representasyonal yapılar olarak içsel bir şekilde yeniden şekillenir.Representasyonlar çocuğun dış dünya ile iletişim kurmada kullandığı içleştirilmiş şemalardır ya da referans çatılarıdır (frame of referance). Kurallar, kavramlar, hayaller, analojiler, mantık ya da nöronal bağlantılar şeklinde olabilir. Basit represantasyonlar daha kompleks düzenlemeleri yapmak üzere birleşirler, sırasıyla differansiye olup daha kompleks ve integre yapıları oluştururlar, böylece daha sonra gelen input’un seçimini ve ele alınmasını etkilerler.



    Bilişsel Gelişim

    Bazıları kognitif gelişimi bilgiden bağımsız olarak işlem hızının ve mental aktivitenin karmaşıklığının artması olarak görürlerken, bazıları ise bilginin kognitif gelişimi belirleyeceğine inanırlar. Bazıları kognitif gelişimi açıklamaya affektide dahil ederler, bazıları ise etmez. Bazıları (Piaget) içsel, formal, kendi kendini yapılandıran düşüncelerin gelişimine değinir, bazıları ise (Vykotsky) dışsal-sosyal etkileşimsel alışverişin önemini vurgular. Bazıları bilişi alana özgü (domain specific) görür. Örneğin Haward Gardner bilişin müzik, mantık, sözel, uzaysal, kinestetik, intrapersonel, interpersonel, gibi farklı alanları olduğunu (“intelligences”) ileri sürer. Bilişi alana özgü görenler genellikle nativist bir yaklaşım içindedirler; kognitif yetiler doğuştandır, gelişim biyolojik olarak belirlenir, tecrübelerle özgülleşmiş işlem ünitesi (modül) çok az etkilenir. Tersine Piaget ve Vygotsky bilişi alana genel (domain-general) olarak görürler, bu tüm aklın zenginliğidir. Bu constructivist ( ya da constructionist) görüşe göre çocuk tecrübeleri yaşadıkça gelişim içsel olarak inşa edilir.

    KOGNİTİF ALANLAR: GELİŞİMİN ÖZGÜLLÜĞÜNE KARŞI GENELLİĞİ

    Alan (domain) özgül bir bilgi alanında (dil, sayılar...gibi) sürdürülen bir dizi represantasyonlardır. Module bilgiyi ve bilginin hesaplanmasını (işlenmesini) içeren bilgi işleme ünitesidir. Bilgi işlemede genel bilgisayar modeline benzeyen bir merkezi işlem ünitesi (central processing unit, CPU) söz konusudur. CPU, çok çeşitli amaçların hesaplanmasının gerçekleştirilmesinde (işleminde) kullanılabilir. Aynı CPU, yüklenen programa göre, örneğin bir grafik programını ya da bir kelime işlem programını çalıştırabilir. Eğer her bir uygulamayı bir bilgi alanı olarak tanımlarsak, bilgisayarın işletim sistemi alana-genel iken, her bir program uygulaması ise alana özgüdür. Her bir programın uygulaması, bir modülün bilgi içeren inputu, bir imaja, grafiğe, yazıya çevirmesi gibi kendi alanına ait represantasyonlara dönüştürmesidir. İnsan bilişinde, modüller nöronal ağların (networks) alt gruplarıdır. Genetik olarak farklı bilgi girdilerine göre yapılandırılmışlardır (ör. dil, matematik bilgisi). Bu görüşün güçlü bir şekli, modüllerin ilgili nöronal mekanizmalarda doğuştan, otomatik, bilinç dışı olduğudur. Modüllere kognitif olarak girilemezler. Yani aklın diğer parçaları bir modülün içsel çalışmasına giremez ve bu çalışmayı etkileyemez, ancak output’u etkileyebilir. Input sistemleri (modüller) değişmez ve akıl dışıdır (unintelligent). İşlem sistemi ve programın tümü kişinin kognitif mimarisini (cognitive architecture) meydana getirir.

    KOGNİTİF GELİŞİMDE ALTI TEORİ

    Sternberg ve Berg kognitif gelişimde 6 teorinin ortaya çıktığını ileri sürer:

    Piagetian
    Contextualist ya da sosyokültürel (Vygotsky)
    İnformation processing (IP)
    Neo-Piagetian
    Bilgi temelli (Knowledge based)
    Psikometrik
    JEAN PİAGET: CENOVA EKOLÜ



    Kalıtım ve “İşlevsel Değişmezlik”
    Özgül kalıtım türün her bir örneğine türe özgü bir tarzda işlev ile uyumlu bir ortak fiziksel araç (apparatus) verir. Genel kalıtım Piaget’in tanımladığı işlevsel değişmezlikleri (functional invariants): organizasyon ve adaptasyon’nu meydana getirir.

    ORGANİZASYON: ŞEMALAR VE YAPILAR

    Piaget, insanların MSS’ne ne alınırsa alınsın organize etmeye doğuştan bir yatkınlığı olduğunu ileri sürmüştür. Bunu yaparken kişi şema’ları inşa eder; “şemalar bazı genelleşmiş durumların içsel represantasyonlarıdır, organizma bu şekilde benzer durumlarda koordine bir tarzda davranabilir”. Şemalar daha ayrıntılı mental yapıları meydana getirebilmek için birleşirler.



    ADAPTASYON: ASSİMİLASYON, AKOMODASYON, EQUILIBRASYON (DENGELEME)
    Adaptasyon, assimilasyon ve akodomasyon olarak iki tamamlayıcı sürece bölünebilir. Bu şekilde organizma hem yeni bilgiyi oluşturur hem de yeni bilgiye uyum sağlar. Assimilasyon sırasında, organizma kendisinde zaten var olan şemalar doğrultusunda yeni uyaranı organize ederek uyum sağlar. Yeni bir uyaranın şemayı genişletmesi ya da organizasyonel yapısını değiştirmesi durumunda ise akomodasyon meydana gelir. Tutma şeması olan bir bebek çevresindeki herşeyi tutmaya çalışır, bu durum, yeni karşılaştığı objeleri “şeyler tutulur” şeklinde assimile ettiğini gösterir. Aynı zamanda farklı boyut ve şekildeki objeler nedeniyle çeşitli şeylerin tutulabilmesi için şemanın genişlemesi ve farklılaşması gereklidir ki, bu akomodasyondur. Yeni bir denge, yeni bir bilgi, meydana getirilene kadar bu süreçler birlikte çalışır. Yeniden dengeleme eğilimi equilibrasyon’dur; her bir dönemde (stage) gelişimsel geçiş süreçlerinin temelini oluşturur. Bu durum bilginin inşa edildiği ve daha sonra yeniden inşa edildiği dialektik bir süreçtir.

    Piaget’in gelişimsel basamakları

    Piaget, kognitif gelişimi yapısal değişikliklerin ilerlemesi olarak tanımlar. Çocuk sürekli olarak asimilasyon ve akodomasyon ile olaylara uyum sağlar ve olayları organize eder. Şemalar inşa edilir, genişletilir, birleştirilir ve koordine edilir; bu şekilde daha karmaşık ve ayrıntılı yapılar oluşturulur. Bu yapılar son olarak tümün yapısını (structure of the whole) oluşturur; her dönemde, bu yapılar bilginin her alanındaki tecrübeleri organize eder. Bu süreçler 4 dönemde tekrar edilir. Dönem geçişleri, bilişsel yapının niteliksel değişimidir.



    SENSORİOMOTOR DÖNEM (DOĞUMDAN 18-24. AYA KADAR)

    Bebeğin ilk tecrübelerini organize etmesi için ilk stratejiler tutma ve arama gibi doğuştan olan reflekslerdir. Bu dönemde bebek, reflekslerini kendisinin yarattığı aksiyon şemalarına dönüştürür. Bununla birlikte sensoromotor biliş hala nonrepresantasyoneldir. Çevre sadece duyu ve motor sistemlerle değerlendirilir ve sadece çevre üzerinde çalışılır. Bu dönemin sonunda mental represantasyonların oluşumuyla düşünce açısından fizikselden psikolojik temele geçiş mümkün olur.

    Reflekslerin şemalara dönüştürülmesi (tutma refleksi®şeyler tutulabilir), asimilasyon ve akamodasyon ile uyum artar. Yaşamın ikinci ayında, bebeğin kendi vücudunda edindiği geri bildirimler ile basit şema’lar oluşur. Örneğin parmak emme doğuştan var olan bir davranış olsa da, şimdi amaçlı (intetional) bir şekilde tekrar edilmektedir. Piaget bu ilk şemalara birincil döngüsel tepkiler (primary circular reactions) adını vermektedir. “Birincil”dir çünkü bebeğin kendi vücudunu içerir, “döngüsel”dir çünkü aksiyon-reaksiyon halkası tamamlanmıştır. İlk yılın ortalarında bebek çevre ile aynı tarzda ilişki kurmaya başlar ve ikincil dögüsel tepkileri (secondary circular reactions) meydana getirir. Bu şekilde iki şemanın koordinasyonu mümkün olur. Örneğin bakma ve tutma. İlk yılın sonlarına doğru bebek yanıt vermekten çok araştırmaya başlar. İlk yılın sonları ve ikinci ilk yarısında bebekler araştırmalarını daha çok niyetine bağlı olarak gerçekleştirmeye başlarlar (Bebeğin Piaget’in kolunu itip kibrit kutusuna ulaşmaya çalışması). Bebekler yeni tecrübeleri belli bir süre denedikten sonra aynı tecrübenin başka şeklini denemeye çalışırlar (Eşyaları farklı şekilde atma). Kendi ilgisi/zevki için bu yenilik arayışına tertiary circular reaction denir.

    Bebekler ikinci yaşın son yarısında çeşitli şeyleri başka şeyleri temsil etmek için kullanırlar. Bu durum mahsuscuktan oyununu (pretend play) ve dilin daha karmaşık kullanımına neden olur. Piaget bu yeni yetiye sembolik (ya da semiotic) işlev adını verir. Sembolik mental represantasyonlara geçiş sembolik fiziksel represantasyonlarla başlar. (Piaget kibrit kutusuna saat zinciri koyar; çocuk zaman içinde kibrit kutusunu yeterince açarak bu zincire ulaşmayı keşfeder. Piaget bunu çocuğun “açıklığın ve altındaki boşluğun” farkında olması ve bununla ilgili sensoriomotor represantasyonların gelişmesi olarak görür. Kızının “ağız açması” ile “kutuyu açması” arasında benzerlik kurduğunu ileri sürer.) İçselleştirme (interiorization) ile bu sensoriomotor benzerlikler, bakım verenin çocuğa bu bilgiyi sunmak ve açıklamak için sembolleri –kelimeleri- vermesi ile, düşünce haline gelir.

  • #3
    Ayşe Turan BAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.Şubat.2009
    Yer
    Türkiye'nin kalbinden
    Mesajlar
    12,566
    @Ayşe Turan BAL






    İŞLEM ÖNCESİ DÖNEM (THE PREOPERATIONAL STAGE; 2 İLE 5-7 YAŞ ARASI)

    Sembolik işlevler preoperasyonel dönemde yeni başlamıştır; represantasyoneldir, ancak mantıksal değildir.

    Nesne sürekliliği ve merkeze yönelme (centration)

    Piaget bir oyuncağı 10 aylık çocuğu ararken örtünün altında geri alır ve çocuk her seferinde ilk gördüğü yere bakar; ancak 18 aya ulaştığın da aynı oyunda farklı yerlere de bakıp oyuncağın yerini keşfeder, nesne devamlılığı sağlanmıştır. Piaget’e göre, 18. aydan sonra imajları ve kelimeleri çocuk içsel olarak ele alabilmektedir. Bununla birlikte bir represantasyonla diğerinin bağlantısı kurulmamıştır, büyüsel düşünce normdur. Merkeze yönelme yöneltme (centering) bir olayın belirgin bir özelliğinden, çocuğun bu olayla ilgili değişmez olarak, bu özelliği ile ilgili sonuç çıkarmasıdır. Çocuğun şeyleri anlaması, duyulara ve motor aktiviteye bağlı olduğunda, algıları tarafından yönetilmektedir. Piaget, çocuğun bir sorunun sadece bir boyutuna düşüncesini odaklama eğilimi olduğunu ve diğerleriyle sistematik olarak koordine etmekte güçlük çektiğini, diğer bir deyişle çok boyutlu uyaranın sadece bir boyutunu işleme aldığını tartışır. Piaget’in kızı Jacquline küçük kardeşi Lucienne’yi şapkalı bornoz içinde gördüğünde sorar; bebeğin ismi ne?, annesi bunun bir bornoz olduğunu söyler; ancak J. kardeşini işaret ederek soruyu birkaç defa tekrar eder; kardeşi eski elbiselerini giydiğin de sevinçle “Lucienne döndü” der, sanki kardeşi farklı şeyler giydiğinde farklı bir insanmış gibi algılamaktadır. Jacquline burada yeni giysiye odaklanmıştır ve bu durumu desentralize edip, kardeşini tanıyamamaktadır.

    Egosentrizm (benmerkezciyetçilik)

    Merkeze yönelme ile ilgili tartışmalardan birisi egosentrizmdir. Egosentrizm, kişinin şeyleri önce algısal olarak daha sonra bilişsel olarak, başkalarının görüş açısından görememesidir. Piaget, masadaki 3 dağ modeli ile çocukların her şeyi kendi algıları doğrultusunda düşündüğünü ortaya koymuştur.

    Daha sonra algısal egosentrizm dışında, egosentrizm sosyal-bilişsel alanda da araştırılmıştır ve okul öncesi çocuklarda okul öncesi çocuklarda kavramsal ve affektif egosentrizmin kognitif empati kapasitesini sınırladığı (başkalarının psikolojik görüş açısını anlama) ileri sürülmüştür. Bu beceriye sosyal perspektif alma (social perspective taking) denir. Elkind gelişimin farklı dönemlerinde kişiler arası egosentrizmin sosyal bilişteki sınırlılıklardan sorumlu olduğu ileri sürmüştür.

    SOMUT İŞLEM DÖNEMİ (THE CONCRETE OPERATINAL STAGE; 6-11 YAŞ)

    İşlem öncesi dönemde olan bir çocuğa, renkli ağaç küpler gösterilse ve kırmızı küplerden daha olup olmadığı sorulsa; gösterdiklerinin dışında kırmızı küplerin olduğunu söyler. Somut işlem dönemindeki çocuk ise “kırmızı küplerin”, “ağaç küplerin” bir alt grubu olduğunu anlar ve tuzağa düşmez. İşlem öncesi bir çocuğa, Ahmet Ali’den daha uzundur ve Ayşe Ahmet’ten uzundur denildiğinde, Ayşe’nin Ali’den daha uzun olduğu sonucuna varamayabilir. Somut işlem dönemindeki çocuk çeşitli objeleri değişik özelliklerine göre düzenleyebilir, Piaget buna seriate demiştir. İşlem öncesindeki çocuk hacimleri aslında aynı olan uzun bir kabın içi suyla doldurulduğunda kısa/geniş kap ile aynı hacimde su aldığı gösterilse bile uzun kabın daha fazla su aldığını iddia eder, somut işlem dönemindeki çocuk ise gösteriden sonra “ikisi de aynı” der ve hacmin değişmediğini/korunduğunu anlar. Somut işlem döneminde sınıflama (classification), düzenleme (seriate) ve korunma/değişmeme (conservation) en önemli mental işlemlerdir. Somut işlem dönemi çocuğunun sınırlılığı, sadece var olan (gördüğü/işttiği v.b.) ya da tecrübe ettiği şeyleri işlemleyebilmesidir.

    FORMAL İŞLEM DÖNEMİ (THE FROMAL OPERATIONAL STAGE; 11 YILDAN ERİŞKİNLİĞE KADAR)

    Gözlemci elinde tuttuğu renkli solid poker çipinin gerçek, sahte ya da kesin olup olmadığını küçük çocuğa sorar. Gözlemci, “Elimdeki çip yeşil olabilir ya da olmayabilir” veya “Elimdeki çip yeşildir ve yeşil değildir” şeklinde söyleyebilir. Bazı denemeler çipin saklandığı sırada bazıları ise saklanmadan yapılır. Okul çağı çocukları cümlelerin doğruluğunu (yeşillik) sınamak için gerçek çipin fiziksel, görülebilen özelliklerini göz önünde tutarlar. Ergenler ise formal önerilen cümlenin kendisine odaklanırlar; ve hemen ilk cümlenin doğru olduğu ve ikinci cümlenin çipin renginden bağımsız olarak yanlış olduğu sonucuna varırlar.

    Bu deney somut işlem döneminde olan okul çağı çocukları ile formal işlem döneminde olan ergenler arasındaki temel düşünce farklılığını ortaya koymaktadır. Ergenlerin düşüncesinin sorudaki gerçek objenin algı ya da kavramından yapılanması gerekli değildir. Okul çağı çocukları nedir hipotezi (emprico-deductive reasoning) ile, ergenler ise ne olabilir hipotezi ile (hypothetico-deductive reasoning) sorunlara yaklaşırlar. Formal düşünce mantıksal düşünmenin belkemiğidir bu nedenle bilimsel düşünmede önemlidir.



    CONTEXTUALİST (YA DA SOSYOKÜLTÜREL) YAKLAŞIM VE VYGOTSKY
    Lev Vygotsky Rus psikologtur. Sovyet komunizmin erken dönemleri sırasında çalışmıştır. Vygotsky’ye göre çocuk, başka kişiler ile etkileşimi sırasında, kültürden kaynağını almış bilişsel aracılara, örneğin kelimelere, dayanarak taklit ve içselleştirme ile gelişir. Bu nedenle “yüksek” bilişsel işlevler ilk olarak sosyo-kültürel (interpsychological) düzeyde görülür, ancak ondan sonra bireysel (intrapsychological) düzeyde oluşur. Başka bir deyişle, Piaget, zekanın (intelligence) içte olgunlaştığını ve daha sonra dışa yöneldiğine inanırken; Vygotsky, zekanın sosyal çevrede başladığını ve kendisini daha sonra içe yönelttiğine inanır.



    Genetik Metod
    Vygotsky, düşüncesinin temeli ileri sürdüğü genetik metod’una bağlıdır. Piaget’in genetik epistomolojisine benzer bir şekilde “genetik” terimi bir fenomenin nasıl geliştiğini anlama anlamında kullanılmıştır. Vygotsky açısından kişisel gelişimi anlamaya çalışmadan önce, insanın biyolojik organizasyonunun evrimsel orjinleri ve kişinin kültürünün tarihsel orjinleri ele alınmalıdır. Buna dayanarak Vygotsky bilişsel gelişimin üç genetik alandan -filogenezis (evrim), kültürel tarih, ontogenezis (bireysel gelişim)- kaynaklandığını ve her birisinin kendi gelişim çizgisi olduğunu ileri sürer. Her bir çizgideki gelişimsel değişikliklerin, aracılığın (mediation) yeni formlarının ortaya çıkmasına bağlı olduğunu; bunların ise araçlar (tools) ve işaretlerden (sign) ibaret olduğunu bildirir.

  • #4
    Ayşe Turan BAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.Şubat.2009
    Yer
    Türkiye'nin kalbinden
    Mesajlar
    12,566
    @Ayşe Turan BAL






    İçselleştirme (Internalization), İşaret ve Sembol Aracılığı (Semiotic Mediation), Decontextualization

    Vygotsky, hem kültürün hem de bilişin semiotik olarak aracılık ettiğini (semiotically mediated), yani işaretler (signs) ve sembollerle dışa vurulduğunu ve şekillendiğini ileri sürer. Araçlar (tools, implements) fiziksel dünyadaki materyalleri şekillendirmede nasıl kullanılıyorsa, psikolojik araçlar (işaretler, signs) düşünceyi şekillendirmede içsel olarak kullanılır. Bilişsel gelişim, kültürün psikolojik araçlarının, özellikle dilin, çocuk tarafından internalize edildiğinde ve paylaşıldığında meydana gelir. Vygotsky, represantasyonel sistemi ve sosyal işlemleri araştırmış ve konuşmanın içselleştirilmesi üzerinde durmuştur. Tersine Piaget, çocuğun fiziksel gerçeklikle etkileşimi üzerine odaklanmıştır. Bu durum Piaget’i nesneleri ele almada represantasyonel sistemin araştırmasına yöneltmiştir. Vygotsky’e göre içselleştirme, dışarıdaki bir işaret üzerine içsel kontrol kazanma işlemidir, daha basitçe, yaşanmış tecrübelerin içsel anlam kazanmasıdır. Gelişimsel geçişler semiotik aracıların formundaki değişikliklerle gelişir.

    Vygotsky’e göre her insan biyolojik olarak temel (elementary) mental proçesler (bellek, dikkat,..gibi) ile doğarlar. Örneğin, temel (elementary) dikkat, uyarana bağlıdır ve çevreden gelen işaretle otomatik olarak yanıt verir. Daha yüksek seviyedeki, istemli (voluntary) dikkat, semiotik olarak aracılık eder ve içsel konuşma ile düzenlenir, seçicidir ve o kişinin kendi çabası ile aktive edilir. Aynı şekilde temel, bütüncül (holistic), bütüncül algı (integral perception) daha yüksek düzeyde sıralı (sequential) analitik algı (analytic perception)’a dönüşür. Benzer şekilde, “mantıksal problemlerin represente edilmesi ve dilin içselleştirilmesi ile” erken bellek (early memory), mantıksal (logical memory) bellek olur.

    Yüksek mental işlevler, aracılık yapan araçların (mediational means) decontextualization’nına göre ilkel (rudimentary) ve gelişmiş (advanced) olarak ikiye bölünür. Dekontextualizasyon, basitçe, herhangi bir ortamdan ya da refere edilenden (referent) bağımsız olarak kültürel işaretleri kullanma kapasitesi anlamını taşır. Örneğin bir çocuk saymayı öğrendiğinde, bunu sadece belli şeylerle yapabilir, sayılar (araç olarak kullanılan araçlar, mediational means) somut olarak refere edilen bir şeyler olmadığında ele alınamaz. Bu, ilkel yüksek işlevlerdir. Çocuğun 2+2=4 yaptığını anlayabilmesi için, sayıları dekontekstualize etmesi (ayrıştırması); sayılan sayılardan bağımsız hale getirmesi, gereklidir. Dekontekstualizasyon, yüksek mental işlevlerin gelişmiş (advanced) formlarını kazanmasını sağlar; halkın öyküsünde ise bu, sosyokültürel değişiklik olasılığını meydana getirir.

    Yüksek Düşünce (Higher Thought): Sosyal Konuşma, İçsel Konuşma, Metakognisyon

    Vygotsky, bilişte bir araya gelmeden önce düşünce ve konuşmanın bağımsız orjinleri olduğuna inanır. Yaşamın ilk iki yılında, çocuklar sosyal temas sağlamak ve emosyonel durumlarını göstermek için ses çıkarırlar. Buna sıklıkla “preentellektüel konuşma” (“preintellectual speech”) denir. Bu dönemde, çocuklar dil aracılık etmeksizin bazı problemleri çözebilirler ve amaca yönelik davranabilirler- “konuşma öncesi düşünme” (preverbal thought). Bununla birlikte çocuk kısa sürede “gramer ve mantıksal formları” kazanır. Formlar çocuğun problem çözme aktivitesi ile paraleldir, ancak sistematik ya da yararlı bir tarzda değildir. Bu egosenrik konuşma (egocentric speech, başkalarına yönlendirilmemiş konuşma), sosyal konuşmadan iç konuşmaya geçişte bulunur. Çocuk dili kullanmaya başladığında gelişir ve problem çözmeye yardımcı olur.

    Başka bir deyişle dilin içselleştirilmesi metakognisyona –düşünme hakkında düşünmeye- neden olur. Bu şekildeki yüksek düşünceler, belli bir durumda kişinin problem çözme yeteneğini nasıl kullandığını yansıtır.

    Vygotsky içsel konuşmanın yüksek düşüncenin temelini oluşturduğuna inanmıştır. Örneğin bir çocuk yap-bozu çözerken, kendi kendine “bu parça nereye uyar?” diye konuşur. Bu şekilde çocuk kendini probleme yöneltir. Hiç şüphe yok ki, çocuğa dışarıdan benzer şekilde “sosyal konuşma” yapan bir yetişkin oldukça yardımcıdır. İçsel konuşma – metakognitif kendi kendine konuşma anlamında- problem çözmeye ve bilişsel davranışsal değişime aracılık eder.

    Sosyal konuşmanın (social speech) erken dönemde işaret edici (indicative), geç dönemde ise sembolik işlevi vardır. İşaret edici konuşma oldukça ortama bağlıdır (contextualized); erişkin çocukla paylaştığı ortamda çocuğun dikkatini çekerken; çocuk, erişkin, obje hepsi fiziksel olarak varolmalıdır. Tersine, sembolik konuşma, bir objenin özelliklerini soyutlar/çeker (abstracts) (decontextualize); böylece diğerleri ile kategorize edilebilir. Daha fazla soyutlama ile kategoriler arasında ilişki kurulur ve bu şekilde bu süreç devam eder. Vygotsky bu becerilerin nasıl geliştiğini anlamak için, farklı yaşlardaki çocuklara küplerle düzenleme görevini uyguladı. Farklı renkleri, biçimleri ve hacimleri olan küplerin, belli kategorilerinin altına anlamsız bir kelime yazdı. Bir tanesinin altını üstüne getirdi ve altında aynı kelimenin yazdığını inandıkları küp kategorilerini düzenlemesini istedi. Her çocuk görevi tamamladığında, çocuğa seçilmemiş bir parçanın altını gösterdi; bu parçanın üstünde aynı kelime olmasına karşın kategorizasyon bir şekilde farklı idi, ya da seçilene benziyordu (kategerizasyon aynıydı) ancak farklı kelime yazıyordu. Daha sonra çocuğa tekrar denemesini sordu. Vygodsky, küçük çocukların daha acayip, organize olmayan düzenlemeler yaptığını; daha büyük çocukların daha karmaşık olan, açıkça küpler arasında ilişki bulunan, ancak “mantıksal” olmayan düzenlemeler yaptığını; en büyük çocukların ise genelleştirme (generalization) ve ayrıştırma (decontextualization) ile gerçeğe uygun olan kavramlar şeklinde düzenleyebildiklerini belirlemiştir. “Yüksek, insana özgü psikolojik sosyal etkileşim ancak düşüncenin gerçeği genelleşmiş bir şekilde yansıtmasıyla mümkün olur. Genelleştirme’nin gelişim dönemleri sosyal etkileşimin gelişme dönemleri ile doğrudan bağlantılıdır.

    İç konuşma ve dekontekstualizasyon bilişi oluşturur ya da değiştirir. Çocuk, internalizasyon, dekontekstualizasyon ve genelleştirme ile bilişi üzerine kontrol kazanır. Giderek düşündüğünün ve problem çözdüğünün ve başkalarının da bunları yaptığının (Theory of Mind) farkına varır. Bu farkındalık bilişsel kontrolü, etki ve etkinliği arttırır. Kültür ile daha karmaşık bir şekilde etkileşirken, bilgisini arttırır ve bilişsel olarak gelişir.

    Yakın Alan Gelişimi (The Zone of Proximal Development)

    Çocuklar bir sorunla karşılaştıklarında yetişkinler onlara yardım ederler. İçselleştirme, ancak iç konuşma ile, çocuğun bir daha aynı sorunla karşılaştığında sorunun çözümünü mümkün kılar. Genelleştirme ise benzer sorunlara benzer şekilde yaklaşmayı sağlar. Vygotsky’ye göre, çocuğa bir sorunun çözümü öğretilirken, interpsikolojik bir alana (interpsychological space) ihtiyaç vardır. Erken dönemlerde öğrenmenin gerçekleştiği interpsikolojik alan ortama-bağlı (context-bound) ve informaldir; daha sonraki dönemlerde çocuk dili anlamaya başladığında öğrenme daha formal ve ortamdan ayrışmıştır (decontextualized); okul dönemlerinde yapılanmış olabilir.

    Bağımsız olarak problem çözmenin belirlediği gerçek gelişim seviyesi ile yetişkin ya da kapasitesi iyi olan bir akranın rehberliği altında problem çözmenin belirlediği potansiyel gelişim arasındaki farka Yakın Alan Gelişimi (the zone of proximal zone) denir.

    En başarılı anneler çocuğa yerinde müdahale edenlerdir. Çocuk sorun karşısında başarısız olunca bir parça yardım eder, başarılı olmaya başlayınca da ona fırsat tanır. Yetişkinler çocuklarına problemi çözmede sistematik bir strateji ile yardım ederler. Örneğin ceketini unutan çocuğa babası son olarak onu nerede bırakmıştın hatırlamaya çalış der.

    Dil ve Bilişsel Gelişim

    Katherine Nelson (1996), bilişsel gelişimin tüm teorilerinin dilin önemini yeterince vurgulamadığını ileri sürer. Nelson, iletişim ve represantasyon arasında ciddi bir ayırım yapılmasının yanlış olduğunu savunur.

  • #5
    Ayşe Turan BAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.Şubat.2009
    Yer
    Türkiye'nin kalbinden
    Mesajlar
    12,566
    @Ayşe Turan BAL






    BİLGİ İŞLEME YAKLAŞIMI (THE INFORMATION PROCESSING APPROACH)

    Hesap Aracı (computational device) Olarak Çocuğun Zihni

    Bilgi işleme (information processing, IP) yaklaşımı bilişsel gelişimi bilgisayar modeline benzeterek açıklamaya çalışır. Buna göre, düşünme zihindeki represantasyonel yapılar ve bu yapıları işleten hesap/işlem/bilgisayar süreçleri (computational procedures) ile en iyi anlaşılır. Zihin (mind, cognitive architecture) temelde bir problem çözme aracı olarak görülebilir.

    Beyinde milyarlarca nöron biribiriyle bağlantı kurarak bir ağ teşkil etmiştir. Bu ağda olası aktivasyon profillerinin sayısız kombinasyonu görülebilir. Nöronal bağlantıların (circuits) karmaşık tabakalarında oluşan belli bir aktivasyon şekline nöronal net profil (neuronal net profile) denir. Nöronal net profil meydana getirilen işlemlerin ana yoludur. Bu profil başka işlemlere neden olabilir ve çeşitli içsel ve dışsal davranışlar oluşur. Akıl (mind) beyinde enerji ve bilgi akışında bir işlemcidir. (Tablo 3.1-1). Enerji akışının amacı bilgi işlemedir. Informasyon beyinde bir represantasyon süreci (a process of represantation) şeklinde saklanır.

    (A)

    Enerji Nöronal yanıt

    (B)

    Girdi Mental represantasyon Etki (Effect)

    (C)

    Girdi Duyusal Bellek İşleyen Bellek Çıktı (davranış, mental represantasyonel proçes)




    Uzun-süreli Bellek Kalıcı (permanent) Bellek

    (Şekil 3.1-1) Bilgi işlemede en temel düzeyde, enerji nöronal yanıta neden olur (A). Bu enerji dışardan (ışık, ses gibi) ya da içerden (nöronal aktivasyonlar) gelebilir. Bilgi işlemenin diğer bir düzeyinde (B) girdi (içsel ya da dışsal) bir represantasyonel yanıta neden olur (nöronal net profil), bu da devam eden bir etkiye ya da çıktıya dönüşür. Bu çıktı diğer mental represantasyonların oluşmasında olduğu gibi içsel, ya da gözlenebilir davranışlarda olduğu gibi dışsal olabilir. Bilgi işlemenin üçüncü düzeyinde ise (C), duyu (sensation), algı (perception) ve bellek formlarının kavramlaştırılması (conceptualization) söz konusudur. Bu görüşe göre dıştan gelen uyaran periferik sinir sistemi ile duyumsanır ve beyinde duyu olarak kaydedilir. Bu duyum işlemlerinin seçici işlemlerine, “süzme/filtreleme” (“filtering”) adı verilir ki, bu durum algının meydana gelmesine neden olur. Bu algıların bir kısmı daha filtrelenerek çok az bir kısmı işleyen belleğe ulaşır. İşleyen bellek aklın karatahtasıdır, 7±2 parçayı ele alabildiği düşünülmektedir. İşleyen bellekte represantasyonlar bilinçli olarak ele alınabilir, karşılaştırılabilir (contrasted), gruplanabilir (clustered) ve tekrar toplanabilir (reassembled). Bu şekilde, bilinç, mental işlevin bu yönüyle sıkı ilişki içindedir.

    Duyu (sensation) temel bilgi işleme modelinin başlangıç dönemini tanımlar (Şekil 3.1-1). Duyusal bellek yaklaşık bir saniyenin dörtte biri kadar sürer. Duyusal bellekteki parçalar daha sonra işleyen ya da kısa süreli belleğe filtre edilir, burada yaklaşık yarım dakika kadar kalır. İşleyen bellek yaklaşık 7 parçayı ele alabilir, ancak parçalar, uzun süreli bellekle daha ileri işlemler ile bağlantı kurulursa bu sayıda artma olabilir. Tekrar etme (prova yapma, rehearsal), bu parçaların daha uzun süreli kalmasını sağlar. Belli enformasyon parçalarını daha büyük gruplara (chunking) dönüştüren kognitif proçeslerle işleyen belleğin kapasitesi artabilir bu şekilde her ünite daha zengin enformasyon taşır (Örneğin TRT, Türkiye Radyo Televizyon). Daha ileride kullanılmak üzere, represantasyonlar işlenip, uzun süreli belleğe alınırlar. Kortikal konsolidasyon (cortical consolidation)’nun tekrar etme (rehearsal) ve olasılıkla uzun süreli bellekteki parçaların hızlı göz hareketlerinin olduğu dönemdeki işlemlerle daha ileri işlendiği ve kalıcı (permanent) bellek deposunu oluşturduğu düşünülmektedir.

    Beyinde IP’nin temel özelliği nöronal net profildir, yani bilgi içeren nöronal bağlantıların aktivasyonudur. Nöronal net profilin yeri ve aktivasyonun örüntüsü nöronal net profilin neyi temsil ettiğini belirler. Represantasyon formları, duyusal (sensory) ve algısal (perceptual) olabilir, periferik sinir sistemiyle dış dünyadan alınmış girdilerdir. Duyusal represantasyon lar en az işlenmiş olanlarıdır, dış dünyadaki girdi en yakın şekliyle temsil edilir. Bu tip işleme yukardan aşağıya (buttom-up) bilgi işleme denir; daha önceki tecrübelerin soyut yönlerinden etkilenmiş olan ve represantasyonların üzerinde daha çok çalışıldığı aşağıdan yukarı (top-down) bilgi işleme’nin tersinedir. Başlangıç duyusal aktivasyonlar işlenir (sınıflandırılır, karşılaştırılır, daha önceki tecrübelerle bağlantı kurulur) ve “yüksek düzey işlevlerden” (“higher order processes) etkilenir ve bu şekilde algısal represantasyonlar haline gelir.

    Bir görsel duyusal represantasyonun kodlanmasının başlangıç dönemine iconic image adı verilir ve kısa bir süre için duyusal bellekte tutulur. Başlangıç uyaranının düzlüğü, genişliği, yönü ve rengi gibi özellikleri duyusal bellek represantasyonları içinde tutulan informasyonlardır. Duyusal bellekte, dikkat işlemleri, başlangıç imajına, sınıflama ve gruplama (chunking) gibi yüksek işlevlerle etki eder. Bu bağlamda, yukardan aşağıya olan bilgi işleme karşılaştırarak, kontrast teşkil ederek ve dönüştürerek, işleyen bellekte yeni algısal imajlar meydana getirir. Şizofreni ile yapılan çalışmalarda algısal işlemlerin erken dönemlerinde özgül sorunların olduğu ortaya konulmuştur.

    Algı, duyusal imajların yukardan aşağı olan işlemlerle dönüştürülmesi (trasformasyonu) sonucunda meydana getirilir. Algı için bilincin işe karışmasına gerek yoktur. Ancak bilinç işe karışmışsa, algıda odaksal (fokal) dikkat söz konusudur ve represantasyonlar farklı bir şekilde işlenir. Odaksal dikkatin işin içine girmesi için bellek işlemleri için hippokampal aktivasyon gerekli gibi gözükmektedir, bu şekilde bilinçli olarak ulaşılabilen otobiyografik belleğe, explicit kodlama yapılabilir. Posttravmatik ve dissosiyatif durumlar algısal represantasyonların fokal işlemlerinde blokajları içerebilir ve bu şekilde psikojenik amnezi meydana gelebilir.

    Hayal etme (imagery) algısal işlemlerden sorumlu beyin bağlantılarının aktivasyonu ile gerçekleşir. Represantasyonlar (nöronal net profil aktivasyon örüntüleri) bu şekilde dışsal ya da içsel anlamları tarafından meydana getirilebilir. Mental hayal etme, algısal imajların üretimini (generation), gözlemini (inspection), tutulmasınıı (retention) ve dönüştürülmesini (transformation) içerebilir. Aklın mental imajlar meydana getirebilme yetisi çeşitli psikoterapi yöntemlerinde kullanılmaktadır, ayrıca halusinasyon ve iluzyonlarda önemli olabilir.

  • #6
    Ayşe Turan BAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.Şubat.2009
    Yer
    Türkiye'nin kalbinden
    Mesajlar
    12,566
    @Ayşe Turan BAL






    Bellek Sistemleri

    Beynin nöronal ağı bir tecrübeye belli bir aktivasyon örüntüsü ile yanıt verme yetisine sahiptir. Donald Hebb belleğin temel prensibini “birlikte ateşlenen nöronlar, bir biriyle bağlantı kurarlar” şeklinde tanımlamıştır. Belli bir şekilde aktive olan nöronlar gelecekte de benzer bir şekilde aktive olmaya eğilimlidirler; bu durum belleğin temelidir.

    Farklı bellek sistemlerinden sorumlu olan çeşitli bağlantı şekilleri vardır (Tablo 3.1-2). Sıklıkla “bellek (memory)” olarak tanımlanan bellek şekli explicit ya da declarative bellektir. Bu formda, belli bir şeyin hatırlandığına dair bilinçli bir farkındalık vardır ve başkalarıyla ya da kendisiyle paylaşılmış olan gerçek bilginin farkındalığını ya da otobiyografik farkındalığı mümkün kılar ve sıklıkla sözeldir. Bu explicit bellek sistemlerinde kodlama ve çağırma/hatırlama (retrieval) için, medial temporal lob bağlantıları içindeki hippokampusun aktivasyonu ve odaksal dikkat gereklidir. Odaksal olarak dikkat edilen parçalar işleyen belleğe yerleştirilir, orada daha da işlenerek, uzun süreli (long term) belleğe yerleştirilir. Haftalar ve aylara varan bir süreden sonra, bu parçaların kalıcı (permanent) bellekte cortical consolidation adı verilen işleme tabi tutulduğu ve çağırma/hatırlama (retrieval) için artık hippokampusun aktivasyonuna gerek kalmadığı düşünülmektedir. Kortikal konsolidasyon kafa travmalarından sonra retrograd amneziyi anlamamıza yardımcıdır. Kortikal kosolidasyonun gerçekleşmesi için REM uykusu gereklidir; bu durum PTSB, REM uykusu bozuklukları ve çözümlenmemiş travmatik bellek ilişkileriyle ilgili ilginç soruları akla getirmektedir.



    Tablo 3.1-2

    İmplicit (örtük)

    Hatırlamanın, kendiliğin ya da geçmişin subjektif içsel tecrübelerinden tamamıyla arınmış davranışsal, emosyonel, algısal bellek formlarıdır. Çeşitli tecrübelerden elde edilmiş şemaları ya da mental modelleri içerebilir.

    Erken, procedural, nondeclarative bellek olarak da bilinir.

    Kelimelerle açıklanamaz.

    Doğumdan itibaren vardır. Hippokampus ya da odaksal bilinçli dikkatin işlevi gerekmez. Olasılıkla, bazal ganglionlar, limbik sistem (amigdala, anterior singulat, orbitofrontal korteks) ve algısal korteksi içeren bağlantıların işlevi sonucunda oluşur.



    Explicit (açık)

    Bilinçli farkındalık gerektiren bellek şeklidir, hatırlamanın subjektif algısı vardır, otobiyogrfikse, selfin ya da geçmişin belleğidir.

    Geç, episodic/semantic, declarative bellek olarak da bilinir.

    Kelimelerle ya da çizimlerle açıklanabilir.

    Eksplicit belleğin otobiyografik komponenti yaşamın ilk iki yılında gelişmemiştir, çünkü hipokampus ve orbitofrontal korteksin maturasyonu tamamlanmamıştır.

    Yaşamın ilk yıllarında sonra (hippokampus ve orbitofrontal korteks maturasyonundan sonra) explicit otobiyografik bellek oluşur. Bu oluşmadan önceki bellek formuna implicit ya da nondeclarative bellekadı verilir ve bu bellek şekli bütün yaşam boyunca da aktiftir. Implicit bellek, davranış, emosyonel ve algısal bellek sistemleri gibi çok çeşitli sistemleri içerir. Çağırma/hatırlamada (retrieval) bu bellek ile ilgili bağlantılar aktive olduğunda hatırlanma ile ilgili farkındalık yoktur, örneğin bir kişi bisiklete binerken, bisiklete binmeyi öğrendiğini hatırlamaz (otomatik olarak gerçekleşir). Benzer şekilde, köpek korkusu explicit (bilinçli) olarak hatırlanmayabilir. Tamamıyla implicit hatırlamalar (recollection) anestezi, hipnotik amnezi, benzodiazepinlerin yan etkileri, Korsakoff sendromu, bilateral hipokampal stroke’lar çocukluk çağı amnezisi gibi nörolojik durumlarda olabilir. Genellikle mental işlemlerle birlikte olan böyle dissasiasyonlar travmaya yanıtta ya da dissosiyatif bozuklukları olan kişilerde görülebilir. Böylece, PTSB olan bir hasta travmatik olayı hatırlamakta güçlüğü olabilir, başlangıçtaki travmanın yaşandığı ortamdaki çevresel uyaranlara benzer uyaranlardan kaçınabilir, aşırı uyarılma ve anksiyete belirtileri ve intrusive algısal imajlar olabilir; bunların hepsi explicit bellekteki bozulmaları gösterir. Diğer taraftan, PTSB’de davranış, emosyonel, algısal bellek elementlerindeki bozulmalar implicit bellekteki bozulmalar ile ilgilidir.

    Komputusyonel Transformasyon (Computational Transformation): Veri (data), Bilgi (information), Kalıcı ve Amaçlı Bilgi (Knowledge)

    Yapay zeka dünyasında, veri (data), bir yapıdaki (form), ortam/kavram/anlam (context) olmaksızın, bilgisayara girilebilen gerçekliklerdir (ham bilgi). Bir kez giriş yapıldıktan sonra, insan organizasyonu ve yorumu veriye anlam (meaning) ve kavram/ortam (context) verir, ve bilgi üretilir. Bilgi, veriden anlam ile ayırt edilebilinirken; kalıcı ve amaçlı bilgi (knowledge), bilgiden (information) süre ve amaçla ayırt edilebilir. Kalıcı ve amaçlı bilgi (Knowledge), gelecekte kullanma amacıyla, problem çözme de dahil olmak üzere, gerçeklerin (genelleştirme dahildir) ve kavramların (concepts) organize edilmesidir. Özet olarak, veriden bilgiye geçiş, artan oranda contekstualizasyon ve karmaşık kuralların uygulanmasını içerir.

    Bir veri işlem sistemi (data processing system), başka bir deyişle kognitif mimari (cognitive architecture), girdiyi içsel represantasyonlara çevirebilmeli ve bunun üzerinde çalışabilmelidir, buna kodlama (encode) denir. Yeni bilgi, yorum yapılabilmesi ve kalıcı ve amaçlı eski bilgilerle (kowledge) ilişki kurularak yeni bir kalıcı ve amaçlı bilgiye (knowledge) dönüştürülebilmesi için, “ekranda” tutulmalıdır. Benzetilecek olunursa, öğrenmek için, çocuk önce veriyi mental represantasyonlar şeklinde kodlayarak bilgiye dönüştürür. Çocuklar daha sonra represantasyonları aktif belleğinde tutmalıdır. Yeni bilgi, eski ve kalıcı bilgi ile bir araya getirilir ve depolanır. IP teoristleri de, Piagetianlar gibi çocukların kendi bilişlerini aktif olarak değiştirdiklerini kabul ederler

  • #7
    Ayşe Turan BAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.Şubat.2009
    Yer
    Türkiye'nin kalbinden
    Mesajlar
    12,566
    @Ayşe Turan BAL






    KLASİK İŞLEM MODELİ VE İŞLEM KAPASİTESİNİN GELİŞMESİ

    George Miller (1956), insanların 7±2 parçayı anlık (immediate) belleklerinde tutabildiklerini bildirmiştir. Bununla birlikte parçaların tek bir ünite altında gruplanması (chunking) ile daha fazla parça tutulabilmektedir. IP modellerinde gelişim, kognitif yapının işlem hızında ve organizasyonel kapasitesinde artışa doğrudur.

    Klasik modele göre, uyaran, örneğin görsel ya da işitsel, modaliteye özgü bir şekilde milisaniyeler içinde duyusal olarak kaydolur (sensory register)- ses için ekoik depo, görme için ikonik depo. Uyaran tanımlanması için taranır ve kısa süreli belleğe (short term memory) transfer edilir. Erişkinlerde, kısa süreli bellekte 7±2 parça, 15-30 saniye kadar tutulabilir. Eğer amaçlı stratejiler kullanılırsa (kontrol işlemi, control process) daha uzun kalabilir. Bu işlemlerden birisi “prova/tekrar (rehearsal)” yapmaktır. Prova ile kişi yeni bilgiyi kullanana ya da kalıcı olana kadar tekrar eder. Bu yeni bilgi (a) önemsiz görülür ve unutulur (b) davranışsal bir yanıta neden olur (c) uzun süreli bellek (long term memory)’ de depolanır (d) kısa süreli bellekte kalır ve daha ileri işlemlere tabi tutulur. (Şekil 12.1).

    Klasik modelde, yeni bilginin tutulduğu ve daha ileri işleme tabi bırakıldığı yer, basitçe kısa süreli bellektir. Bu kavram son zamanlarda daha çok ayrıntıyı içeren işleyen bellek (working memory) adını almıştır. Kısaca, dorsalateral prefrontal kortekste (PFK) dikkat benzeri, merkezi yöneticiyi içerir. İşleyen bellek bilişin en önemli alanıdır ve işlem kapasitesi problem çözmenin karmaşıklığını belirler. IP teoristlerine göre bu kapasitedeki değişim gelişimin çoğundan sorumludur.

    SEMANTİK ORGANİZASYON: NETWORKLER VE ÜRETİM SİSTEMLERİ

    Bir bilgisyar programında olduğu gibi, IP’e çeşitli üretim sistemleri (production system) yardımcı olur. Üretim sistemleri uzun süreli bellekte depo edilmiş şart-eylem (condition-action), (“Eğer...o zaman...”) cümleleri şeklinde belli kuralarla çalışan mental represantasyonlardır. Eğerle başlayan şartlı cümle işleyen bellekte tutulur ve uzun süreli bellekteki eylemin kuralları ile karşılaştırılır, bunun sonucunda birim (unit) bir çıktı verir, bu başka bir üretim sistemini tetikleyebilir, ve bu işlev bu şeklide devam eder. (Ör. önemli yerin altını çiz, eğer kitap senin değilse çizme gibi).

    Anderson iki tip temel bilgiye (knowledge)’a göre, declarative bilgi ve procedural bilgi, bir mimari sunmuştur. Declarative bilgi, bir tarihi olayın önemi veya tarihi gibi gerçeklerin ve kavramların bilgisidir. Dile-benzer represantasyonlar ya da imaja benzer represantasyonlar şeklinde saklanabilir. Procedural bilgi, bir kitap okuma ya da bisiklete binme gibi çeşitli şeylerin nasıl yapılacağını bilmedir. Deklaratif bilginin, elementleri prosedural bilgide yer alabilir. Yani, deklaratif bilgi, prosedural bilgiye entegre olabilir, böylece kişi, bilinçli olarak bilgiyi (information) deklaratif bellekte taramaktan çok, hızlı bir şekilde otomatik olarak bilgiye ulaşır. Bununla birlikte bilgi bir kez prosedural belleğe alındığında, deklaratif elementlerin hatırlanması (retrieval), için dikkatin odaklanması (focused attention) gerekir, yani kontrollü bir işlemdir. Procedural bilgi bilince ulaşmayan otomatik işlemler tarafından kontrol edilir ve işleyen belleğe gerek yoktur. Gelişimsel olarak ne kadar bilgimizi prosedural hale getirebilirsek, o kadar çabuk ve karmaşık işlemleri yerine getirebiliriz.

    Şimdi Anderson’un önerdiği Düşüncenin Uyumsal Kontrolü Modeline (Adaptive Control of Thought, ACT) göre bu sistemde bir uyaranın nasıl işlem gördüğüne bakalım. Başlangıçta, dışsal bir uyaran ya da içsel bir hesap/işlem (computation) işleyen bellekte kodlanır, Düşüncenin Uyumsal Kontrolünde (Adaptive Control of Thought, ACT), deklaratif belleğin aktif kısmında tanımlanır. Informasyon belleğe, deklaratif belleğe bir öneri, imaj ya da belli olaylar dizisinin represantasyonları olarak girebilir. Deklaratif sistem öneriler meydana getirebilir (“Yarınki sınavdan geçmem için bu gece çalışmam gerekli”) ve üretim sistemi prosedural bileşeni meydana getirir (“Dışarıya davet edilirsen, kabul etme”). (Şekil12.2)

    Bilgi (knowledge) deklaratif bellekte nodların ağları olarak (a network of nodes), ve bunların arasındaki ilişkiler olarak, linkler olarak saklanır. Anderson’un şemasına göre, “önerilen networkün nodları bilgiyi, bunlar arasındaki bağlantılar (linkages) ise düşünceler arasındaki assosiasyonu (bağlantıyı) temsil eder. Uzun süreli bellekten düşüncelerin, imajların hatırlanması (retrieval) yayılan aktivasyonu içerir. Aktivasyon IP’in hızını belirler. Bir nodun ateşlenmesi ya da ateşlenmemesi, devam eden bir aktivasyonun yönünü etkileyebilir. Belli nodlar, şimdiki durumla içeriğin ilgili olmasına ya da aktive edilmiş nodlara bağlantıların yakınlığına göre, bu zincirleme reaksiyona daha kolay girebilir.

    NÖRAL NETWORKLER VE KONNEKTİONİZM (CONNECTIONISM)

    Anderson’un üretim sistemi aşırı “kompütürüze” ve kişilerin gerçek düşüncelerini yansıtmaktan uzak olduğu için eleştirilmiştir. ACT’de, klasik modelde olduğu gibi, semboller bir bellekten diğerine geçirilir ve sıra dahilinde eksplisit kurallar tarafından işlem gerçekleştirilir. Bu “yukardan aşağı, (top-down)” bakışa, represantionalism denir. Bunun tersi, “aşağıdan yukarı (bottom-up)” görüşü savunan konnektionizm’dir.

    Nöral networkün temel dizaynını, girdi işleme ünitesi tabakası, ya da nöronları; aranöron (bağlantı nöronu) tabakaları (a layer of connecting neurons) ve çıktı nöronları tabakası oluşturur. Veri alınır ve ara tabaka ulaştırılır ara nöronların çeşitli elementleri arasında sayısız bağlantı vardır.

    Her bir nöron, diğer nöron benzeri bileşenlerden, sinyali alır, biriktirir ve dışarıya sinyal verip vermemeye karar verir. Nöronal bir ünitenin tarzı, bir jurideki insanların kendi aralarında konuşmasına benzer, biri diğerini etkilemeye çalışır.

    Sonuçta (connectionism), bir sorunun çözümüne çıktı (ouput) oluşturmadaki yeterlilik ya da yetersizlik yeni bir girdinin ya da belli bağlantı yollarının güçlenmesini (strengthened, weighted) ya da zayıflamasını (weakened) sağlar. Hebb (1949)’in yasasına göre “birlikte ateşlenen nöronlar birbirine bağlanırlar”. Sistem deneme yanılma yolu ile öğrenir.

    Bilgi herhangi bir anda bu tüm bileşenlerdeki bağlantıların toplamıdır. Bu nedenle network boyunca yayılmıştır, santral bir işlemci (processor) ya da ayrı bir bellek bankası/deposu yoktur. Modüler sistemin bileşenlerine bilişsel olarak girilemezken, böyle bir interaksiyonist sistemde tüm bileşenlere karşılıklı girilebilir. Aktivasyon aynı anda milyonlarca nöron arasında yayılırken, sistemin birçok (ya da tüm) elementinin aynı anda aktive olması gerekir, yani sistem ardışık (sequence) olmaktan çok paralel çalışır. Bu özelliğe dayanarak en önemli konnektionalist mimarilerden birisi paralel dağılmış işlemleme (parallel distrubuted processing, PDP).

    Bağlantılar deterministik olmaktan çok probabilistiktir. Nöronal network “fuzzy logic” çalışır. Connektionist model Piaget’in asimilasyon ve akodomasyon kavramlarını da açıklar. Assimilasyon, girdi networke sunulduğunda, bir interaktif networkün en istikrarlı (stable, attractor) şeklini alması olarak düşünülebilir. Piaget’e göre, bu durum bir tecrübenin assimile edilmesidir. Akomodasyon ise bir tecrübeyi assimile edebilmek için, şemanın aktivasyonunda ve gücündeki değişimdir.

  • #8
    Ayşe Turan BAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.Şubat.2009
    Yer
    Türkiye'nin kalbinden
    Mesajlar
    12,566
    @Ayşe Turan BAL






    MIKE ANDERSON’NIN MİNİMAL KOGNİTİF MİMARİSİ

    Mike Anderson, mental işlevsellikte etkileşimin genelliğine ve modüleritesine dayanarak, kişiler arasındaki zeka ve bilişsel gelişim farklarını açıkladığı “minimal kognitif mimariyi” ileri sürdü. Anderson bir temel işlem mekanizması (basic processing mecanism) ileri sürdü; bu genel işlemleri (computation) yapıyor ve hızı kişiden kişiye değişiyordu. Bu kişiler arasındaki farklılığın temeliydi. (Şekil 12.4).

    Diğer taraftan herkesin kolaylıkla yaptığı, zeka bölümünden bağımsız olan, ancak bir kompütür içinde o denli zor olan şeyler vardır. Örneğin doğumdan itibaren her kez üç boyutlu uzayın özelliklerini kavrayabilir, fonolojik informasyonu kodlayabilir. Bu yetiler işlem hızı ile korelasyon göstermez. Anderson bu yetilerin BPM gibi genetik kalıtımın bir sonucu olduğunu bildirir. Bununla birlikte, BPM’den farklı olarak, etkinlik değişmez, ancak hep ya da hiç tarzında modüler bir şekilde çalışır. Belli yaşlar belli düzeylere ulaşır.

    İnsanlar yetenekler bakımdan farklılıklar gösterirler. Standart IQ testleri bilişsel yetileri iki kısımda inceler, sözel ve performans. Anderson, işleve özgü olarak bilgi kazanmaya yönelik iki özgül işlemci (specific processor) ileri sürmüştür. Birisi sözel/öneri girdisi (verbal propositinal input, SP1), diğeri ise görsel uzaysal girdi (visuospatial input, SP2) için algoritm meydana getirir (Şekil 12.4). Özgül işlemcilerin işlemci mekanizmalarını geliştirebilmeleri için tecrübeler gereklidir, bu nedenle tecrübeye-bağımlıdırlar (experience dependent). BPM’in genel işlem kapasitesinden, işlem kapasitesinin gerekli olan kısmını “ödünç” almak durumunda olduklarından gelişimleri ayrıca BPM’in işlem hızına da bağlıdır. Tersine modüller tecrübe-beklentisine (experience expectand) göre meydana getirilmiştirler. Bilgi düşüncenin aracılık ettiği öğrenme ile ya da söz konusu modülün filogenetik olarak yaşa bağlı aktivasyonuyla kazanılır.

    Bazı belli şeyler vardır ki, zeka bölümü (ZB) iyi olsa bile iyi başarılamaz. Örneğin dislektikler, yüksek ZB leri olsa bile, dile dayanan informasyonun belli tiplerini çözemezler (decode). Bazı olgularda SP1’de hata vardır, bazılarında ise fonolojik kodlamayı yapan modülde.

    Mike Anderson’a göre modüllerin maturasyonu bilişsel gelişimin birincil nedenidir. Onun şemasınd a göre maturasyon (a) yeni yetilerin kazanılması (b) bilginin işlenmesi (elaboration) ile mümkün olur.

    Modüller ve Öğrenme: Pepresantasyonel Yeniden tanımlama (Represantational Redescription)

    Annete Karmiloff-Smith kendi kendine bir soru yöneltti: İnsanın bilişsel değişimi tüm bilgi (knowledge) alanlarının hepsini birden mi etkiler yoksa gelişim alana özgü (domain specific) bir şekilde mi olur? Kısaca yanıtı “her ikisiydi”; bununla birlikte bir hardwired’den çok, özgülleşmemiş modüllerin (prespecified modules) olduğunu ileri sürdü; “modularization işemi....(iken), akıl gelişim boyunca modülarize olur.” Karminoff-Smith doğuştan belli sınıf uyaranları tercihe yatkınlık varsa da bu mirasın yoğun bir şekilde çevreyle etkileşime girdiğini ve çevresel girdilerden etkilendiğini kabul eder.

    Representasyonal redesciption, Karmiloff-Smith’in hipotezidir. Buna göre modüller verdiği çıktı, kognitif sistemin başka kısımlarına girebilmesi için daha genel bir işlem tarafından bu kısımlara girebilecek şekilde represantasyonlara dönüştürülmelidir.

    NEO-PİAGETİAN TEORİ

    Piagete Yanıt ve Yanıtlara Yanıt

    Nativistler kognitif gelişimin nörolojik temelli modüllerin maturasyonuna bağlı olduğunu bildirirler, bu modüllere bağlı olarak da çocuğun dikkati belli uyaranlar öncelik verir. Nativizmin güçlü versiyonu, kendiliğinden çok az gelişmenin olduğunu ileri sürerken, zayıf versiyonu modüllerin dışardan gelen veriler, içsel differansiasyon ve elementlerin koordinasyonuyla değiştiğini ve geliştiğini ileri sürer.

    BİLGİ TEMELLİ TEORİ’ye göre gelişim öğrenme temelli, alana özgü ve kümülatiftir. Çocuk bir alanda daha fazla tecrübe sahibi olurken, söz konusu alanın temel elementleri arasında yeni bağlantılar (kavramsal (conceptual), prosedural ya da tamamen associationistic) kurulur. Bu durum, daha önce ayrı olan bilgi (knowledge) yapılarının integrasyonunu sağlar. İntegrasyon gerçekleşince, yeni bilgi yapıları ya da networkler yeni stratejileri (problem çözme becerisi) meydana getirir; ve yeni bir bellek kapasitesi oluşmuş olur. Bilgi temelli bilişsel gelişimsel teorinin farklı özelliği, içeriğin (content) işlemi (process) etkilemesidir. Bir alanda daha fazla bilen, o alanda daha iyi düşünebilir.

    .ALINTIDIR.
    www.gata.edu.tr

  • YORUM BIRAKMAK İÇİN ÜYE OLMALISINIZ !

    ÜYE OLMAK İÇİN TIKLA

    Benzer Konular

    1. gelişim raporu
      By todoo in forum GENEL SORUNLARINIZ
      Cevaplar: 3
      Son Mesaj: 14.Ocak.2012, 18:32
    2. gelişim raporlarımız
      By PRENSES42 in forum GELİŞİM RAPORU DOSYALARI
      Cevaplar: 1
      Son Mesaj: 12.Mart.2011, 03:26
    3. gelişim formları..
      By pamukcukprenses in forum PLAN ve FORM İSTEKLERİ
      Cevaplar: 1
      Son Mesaj: 28.Ocak.2011, 04:50
    4. İşte 2012 teorileri
      By orca in forum BİLİM VE TEKNOLOJİ
      Cevaplar: 3
      Son Mesaj: 13.Kasım.2009, 16:26

    Yetkileriniz

    • Konu Acma Yetkiniz Yok
    • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
    • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
    • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
    •  

    Giriş

    Facebook platformu Giriş